Mahir Ünsal Eriş'in Öbürküler adlı kitabı, 60’lı yıllarda bir ailenin İstanbul’a taşınmasını ve sonrasında karşılaştığı garip olayları iki farklı bakış açısından ele alıyor. Niğde’den İstanbul’a göç eden bir aile, Sümerbank’ta müdür yardımcılığına getirilen baba sayesinde İstanbul’da bir evde yaşamaya başlar. Ancak bu ev, normal bir yer gibi gözükse de, çevredeki komşular ev hakkında garip fısıldamalar yapmaktadır. 57 numara, mahalledekilerin konuştuğu, hakkında pek çok dedikodu yapılan bir yerdir. O evde "Öbürküler" olduğuna dair bir inanış var.

Roman, aynı olayları iki farklı bölümde, iki farklı açıdan anlatıyor. Birinci bölümde inandığımız, hatta kesin gözüyle baktığımız gerçekler, ikinci bölümde başka bir kılığa bürünüyor. Olayın iç yüzü anlatıcının durduğu yer değişince, farklılaşıyor.

Roman işte tam da bu noktada, o meşhur gerçeklik duygusunun ne kadar kaygan bir zemin olduğunu yüzümüze vuruyor.

Yani yazar, "Gerçeği bilmek mi istiyorsun? O zaman tek bir yerden bakma," diyor.

Bu durum sadece romanlarda değil, hayatın kendisinde de böyle. Bize sunulan her şey, anlatanın gözünden şekilleniyor. Haberleri izlerken, bir olayı değerlendirirken, hatta kişisel kavgalarımızda bile…

Ama belki de mesele tamamen açıyı değiştirmekte.

Öbürküler bize sadece nostaljik bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda bir ders veriyor.

Tek bir pencereden baktığında gördüğün şey hakikat olmayabilir.

Açıyı hafif değiştir, başka gözlerle görmeye çalış. O zaman belki senin de dünyan farklı bir boyut alır.