Yüksek Rakımlardan Derin Hakikatlere: Kestane Köyü'nde Kaya ve İman Tefekkürü

Abone Ol

SADECE BİR KAYA DEĞİLDİ KIRILAN…

“SADAKA RESÛLULLAH!”

Hendek Gazası’nın en zor günleri… Medine’de yokluk, açlık ve büyük bir kuşatma vardır. Müslümanlar bir yandan hendek kazıyor, bir yandan düşmanın ne yapacağını bekliyordu.

Derken kazma, önlerine çıkan büyük bir kayaya takıldı. Sahabeler zorlandı. Kayayı kıramadılar. Koşup Allah Resûlü’nün ﷺ yanına geldiler.

Efendimiz ﷺ kayanın başına geçti. Elindeki kazmayı kaldırdı: “Allahu Ekber!” Kazma kayaya indi. Kayanın bir parçası koptu.

Efendimiz ﷺ sahabelerine döndü ve o günün şartlarıyla hiç de kolay anlaşılmayacak büyük müjdeler verdi: Şam’ın fethedileceğini, İran’ın fethedileceğini, Kostantiniyye’nin fethedileceğini…

Sahabelerin cevabı ise akıllara ve hesaplara sığmayan bir teslimiyetti:

“Sadaka Resûlullah!”

“Allah’ın Resûlü doğru söyledi.”

Ne “Nasıl olacak?” dediler. Ne “Bu şartlarda mümkün mü?” dediler. Ne de “Önce şu sıkıntıyı atlatalım, sonra bakarız.” dediler.

İnandılar.

Çünkü onlar, hakikati şartların büyüklüğüne göre değil, hakikatin sahibine göre ölçüyorlardı.

Ve yıllar sonra… Resûlullah ﷺ vefat etmişti. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde İran fethedildi. Kisra’nın hazineleri Medine’ye getirildi.

Ganimetler dağıtılırken bir çift bilezik Süraka b. Mâlik’e uzatıldı. Süraka bilezikleri kollarına taktığında, yıllar önce Allah Resûlü’nün kendisine söylediği sözleri hatırladı.

Bir an donup kaldı…

Sonra gözyaşları içinde yere yığıldı.

Çünkü Resûlullah ﷺ yine doğru söylemişti.
İşte asıl mesele burada…

Bugün bizim imanımızı zorlayan şey, hendekteki kaya kadar büyük olmayabilir. Ama başka kayalarımız var: Şüphe kayaları, nefis kayaları, dünya sevgisi, menfaat, kibir ve çağın dayattığı ölçüler…

Ve en tehlikelisi:

Kendi aklımızı hakikatin önüne koymak.

“Bugün böyle yaşanmaz.”
“Zaman değişti.”
“Şartlar farklı.”
“Artık bunlar mümkün değil.”

Peki, gerçekten değişen ne?

Hakikat mi, insan mı?

Zaman değişir. İnsan değişir. Şartlar değişir. Ama Allah’ın hakikati değişmez.

Resûlullah’ın ﷺ sünneti eskimez. Onun güzel ahlâkı tarihe mahkûm değildir. Onun sözleri sadece bir dönemin insanına değil, kıyamete kadar gelecek ümmete rehberdir.

Öyleyse eksiklerimizi tamamlamaya nereden başlamalıyız?

Daha çok konuşmaktan değil… Daha çok tartışmaktan değil… Önce Resûlullah’ı tanımaktan.

Onun hayatını öğrenmekten, sünnetini anlamaktan, ahlâkını kuşanmaktan ve gönülden:

diyebilmekten…

Yâ Resûlallah…

Seni seviyorum. Belki eksik seviyorum… Belki noksan seviyorum… Ama biliyorum ki senin söylediğin haktır.

Ben hiçbir amelimle övünemem. Hiçbir ibadetimi garanti göremem. Tek ümidim Rabbimin rahmeti… Ve senin şefaatine olan ümidimdir.

Necip Fazıl’ın mısralarıyla:

“Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim!
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter kereminizden!”

Bugün belki önümüzde Hendek’teki gibi bir kaya yok. Ama her birimizin önünde aşılması gereken bir kaya var.

Ve o kayayı kıracak ilk söz belki de şudur:

SADAKA RESÛLULLAH!

“Allah’ın Resûlü doğru söyledi.”

Ne güzel iman… Ne güzel teslimiyet… Ne güzel sevda…