Kelebeğin Hafızası, İnsanın Unutuşu
Bir çocuğun aklına takılan soru, bazen yetişkinlerin yıllardır sormaya cesaret edemediği sorulardan daha büyüktür.
Japonya'nın Kobe kentinde yaşayan Jo Nagai'nin hikayesi tam da böyle bir soruyla başlıyor.
Bir tırtıl kelebeğe dönüştüğünde, geçmişi de onunla birlikte yok oluyor mu?
İlk bakışta çocukça görünen bu soru, aslında bilimin en ilginç meselelerinden birinin kapısını aralıyor.
Hafıza nedir ve beden değiştiğinde hafıza da değişir mi?
Nagai'nin küçük yaşta kelebekler üzerinde yaptığı gözlemler ve deneyler, bu sorunun cevabını düşündürüyor. Tırtıl döneminde belirli bir kokuyla karşılaştırılan kelebeklerin, dönüşüm sonrasında aynı kokuyla karşılaştıklarında verdikleri tepkiler inceleniyor.
Burada insanın aklına ister istemez o meşhur görüntü geliyor.
Bir tırtıl…
Sonra koza…
Ve sonunda bambaşka bir canlı gibi görünen bir kelebek.
Peki gerçekten “bambaşka” mı?
Asıl şaşırtıcı olan dönüşümün kendisi
Kelebeklerin başkalaşımı uzun zamandır insanları büyülüyor. Çünkü karşımızda yalnızca büyüyen bir canlı yok, yaşam biçimini ve beden planını radikal biçimde değiştiren bir canlı var.
Tırtılın temel işi yemek ve büyümektir. Kelebek olduğunda ise artık başka bir dünyaya geçiyor! Kanatlar, uçuş, farklı beslenme biçimleri…
Peki…
Beden bu kadar büyük bir değişim geçiriyorsa, geçmişten geriye ne kalıyor?
Üstelik burada önemli bir bilimsel ayrıntı var. Popüler anlatımlarda kelebeğin koza içinde tamamen “eriyip çorba olduğu” söylenir. Gerçekte ise süreç bundan daha karmaşıktır. Tırtılın bazı dokuları parçalanırken, gelecekteki kelebeğin yapılarını oluşturacak hücre grupları da gelişimini sürdürür.
Yani doğa eski bedeni tamamen silip yeni bir canlı yaratmaktan çok, mevcut biyolojik malzemeyi olağanüstü bir dönüşümden geçirir.
Ve işte hafıza sorusu tam burada önem kazanıyor.
Hafıza yalnızca beynin içinde mi?
Jo Nagai'nin hikayesinin bizi götürdüğü büyük soru aslında kelebeklerden çok daha fazlasıyla bizi ilgilendiriyor.
Biz bir şeyi hatırladığımızda, hatıramız nerede duruyor?
Beynimizde mi?
Sinir hücrelerimizde mi?
Bağlantılarımızda mı?
Yoksa yaşadığımız deneyimler bedenimizde düşündüğümüzden daha derin izler mi bırakıyor?
Bilim dünyasında “epigenetik hafıza” kavramı da bu noktada karşımıza çıkıyor.
Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor!
Bir canlının yaşamı boyunca edindiği bir anının doğrudan genlerle sonraki nesillere aktarıldığını söylemek, mevcut bilimsel bilgiyi aşan bir iddia olur.
Epigenetik mekanizmalar, genlerin nasıl çalıştığını etkileyebilir. Bazı çevresel etkilerin biyolojik izleri belirli koşullarda nesiller arasında aktarılabilir. Fakat bu, “Dedemiz bir şey yaşadı, biz onun anısını hatırlıyoruz” anlamına gelmez.
Dolayısıyla kelebeğin hikayesindeki en heyecan verici nokta, “anıların genlere kaydedilmesi” değil.
Hafızanın sandığımızdan daha karmaşık olabileceği ihtimali.
Belki de mesele kelebeğin bizi hatırlaması değil
Bir kelebeğin tırtılken karşılaştığı bir kokuyu yetişkin olduğunda ayırt edebilmesi bize tuhaf geliyor.
Ama belki de asıl tuhaf olan, bizim hafızaya bakışımız.
İnsanoğlu hafızayı çoğu zaman bir arşiv gibi düşünüyor.
Bir çekmece var.
İçine çocukluğumuzu koyuyoruz.
Bir başka çekmeceye ilk aşkımızı…
Bir diğerine kaybettiklerimizi…
Sonra istediğimiz zaman çekmeceyi açıp geçmişe bakıyoruz.
Oysa hafıza bundan çok daha karmaşık.
Hatırlamak, geçmişi olduğu gibi geri getirmek değil,
beynin geçmişten parçaları yeniden kurmasıdır.
Belki de bu yüzden bazı kokular bizi yıllar öncesine götürür.
Bir şarkı, unuttuğumuzu sandığımız bir günü hatırlatır.
Bir sokak, çocukluğumuzdan bir görüntüyü ansızın karşımıza çıkarır.
Ve bazen hiç beklemediğimiz bir anda, yıllardır düşünmediğimiz bir insanın yüzü zihnimizde belirir.
Demek ki geçmiş, gerçekten kaybolmuyor olabilir.
Sadece görünmez bir yerde bekliyor olabilir.
Bir çocuğun sorusundan çıkan büyük ders okuduğumda beni bu yüzden çok etkilemişti.
Jo Nagai'nin hikayesinde beni en çok düşündüren şey deneyin kendisinden önce, o sorunun sorulmuş olması.
Çünkü bilim çoğu zaman laboratuvarda değil, “Acaba?” kelimesinde başlar.
Acaba tırtıl kelebeğe dönüşünce geçmişini unutuyor mu?
Acaba bir koku yıllar sonra aynı canlıda eski bir tepkiyi uyandırabilir mi?
Acaba hafıza yalnızca beynin işi mi?
Bilimin ilerlemesini sağlayan şey çoğu zaman kesin cevaplar değil, doğru sorulardır.
Belki de bu yüzden çocukların merakını küçümsememek gerekiyor.
Çünkü bir çocuğun “Neden?” diye sorduğu soru, bazen yetişkinlerin “Böyledir işte” diyerek geçiştirdiği bir dünyanın kapısını açabilir.
Ve belki kelebeğin bize verdiği en güzel ders de bu!
Değişmek, geçmişi tamamen silmek anlamına gelmez.
Tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi insan da hayatı boyunca defalarca değişir.
Çocuk oluruz, büyürüz.
Bir şeyleri severiz, kaybederiz.
Başka insanlara dönüşürüz.
Fakat bütün bu değişimlerin içinde, kim olduğumuzu oluşturan görünmez izler ve ipler taşırız.
Belki hafıza dediğimiz şey tam olarak bu!
Geçmişin içinde yaşamak değil,
geçmişin bizde yaşamaya devam etmesi.